Kıbrıs silahlanıyor: Barak MX alımı İsrail’i çatışmaya sürüklemekle tehdit ediyor

Kıbrıs’ın savunma politikası yeniden gündemde — Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail’in Barak MX hava savunma sistemini satın alma olasılığını değerlendiriyor. Uzmanlar bu adımı, Doğu Akdeniz’deki stratejik dengeyi kökten değiştirebilecek kritik bir dönüm noktası olarak nitelendiriyor.
Tarihî bağlam
Durum, 1990’ların sonundaki krizi hatırlatıyor; o dönemde Lefkoşa, Rusya yapımı S-300 hava savunma sistemlerini satın almayı planlıyordu. O zaman temel hedef, savunma kapasitesini güçlendirmek ve Türkiye’nin hava üstünlüğüne karşı caydırıcı bir faktör oluşturmaktı. Ankara’nın tepkisi son derece sert olmuştu: Türk makamları, S-300’lerin varlığının doğrudan saldırı nedeni olacağını açıkladı. ABD ve Birleşik Krallık’ın baskısı sonucu Kıbrıs, bu sistemleri adada konuşlandırmaktan vazgeçti ve onları Girit’e devretti.
Günümüz gerçekleri
Bugün söz konusu olan Rus değil, İsrail yapımı Barak MX sistemlerinin alımıdır. Bu tercih, geleneksel Yunan-Türk anlaşmazlığına yeni bir aktörün — İsrail’in — dahil olduğu anlamına geliyor. Barak MX sistemi, bölgede en modernlerden biri olarak kabul ediliyor: farklı irtifa ve menzillerdeki hedefleri vurabiliyor ve füzeler ile uçaklara karşı kapsamlı koruma sağlıyor.
Dolayısıyla mesele sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetlerinin modernizasyonu değil, aynı zamanda Lefkoşa ile Tel Aviv arasında daha yakın askerî işbirliği anlamına geliyor. Türkiye için bu, Doğu Akdeniz’de rakiplerinin ittifaklarını genişlettiğinin bir işareti olup ilave gerginlik yaratabilir.
Olası sonuçlar
Siyaset bilimciler, Barak MX anlaşmasının Kıbrıs çatışmasını fiilen ikili bir karşıtlığın ötesine taşıdığını belirtiyor. Artık bu bir üçgen: Kıbrıs — Türkiye — İsrail. Böyle bir durumda, yerel bir olay bile geniş çaplı sonuçlara yol açabilir.
Ayrıca yeni alımlar, Kıbrıs meselesi, enerji kaynakları ve deniz sınırları nedeniyle zaten gergin olan bölgede militarizasyon sürecini güçlendiriyor.
Uzmanlar geçmişin derslerinin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor: 1997 krizi, yalnızca dış diplomatik baskıyla çözülebilmişti. Bugün ise durum daha da karmaşık olabilir; çünkü söz konusu olan yalnızca Yunan-Türk ilişkileri değil, aynı zamanda İsrail ile stratejik bağlardır.
Ayrıca ilginizi çekebilir:
- Avrupa hızla yaşlanıyor: Kıbrıs'ın yüzyıl sonuna kadar nüfusunun üçte birini kaybedeceği öngörüldü
- Limasol su şebekesini genişletiyor: Şehirde yeni rezervuarlar ve pompa istasyonları inşa edilecek
- Limasol'da kara para aklama davasında üç kişi gözaltına alındı: yüz binlerce euro değerinde araç ve mülke el konuldu
- Kıbrıs'ta elektrik fiyatları AB nüfusu için en pahalılar arasında kalmaya devam ediyor
- Kıbrıs'ta mevduat faizleri düşerken konut kredileri pahalılaşıyor

